|
Okuma
bozukluğu anne ve babamın hatta öğretmenin gözünden kaçan ve ''dalga
geçen çocuk''la ''okuma bozukluğu olan çocuk''u birbirine karıştıran
bir hastalıktlr. Oysa okuma bozukluğu tedavi edilmesi gereken bir
hastalıktır. Her hastalıkta olduğu gibi, bunda da erken tam önem
taşır. Aileleri bir ömür boyu etkileyecek olan bu konu için Psikolog
Murat Güvençer bizleri aydınlatıyor.
Bu ay, çocuklarda görülen ve tahsil sürecini son derece olumsuz
etkileyen, okuma becerisi isteyen günlük etkinlikleri kısıtlayarak,
tüm yaşamlarında çeşitli sıkıntılara neden olan ciddi bir rahatsızlıktan
(Reading Disorder- diğer adıyla Dyslexia) 'dan bahsedeceğiz.
Okuma Bozukluğunun temel özelliği, çocuğun yaşından, zeka düzeyinden
beklenmeyecek ölçüde okuma başarısızlığı gösteren bir rahatsızlıktır.
Belirli özel testlerle tanı koyulabilen bu tabloda, okumanın doğruluk
derecesi, hızı ve anlaşılabilirliği, çocuğun zihni kapasitesine
ve almış olduğu eğitimin süresi ve niteliğine uymayacak biçimde,
bariz olarak yetersizdir. Bu rahatsızlık akademik başarıyı ve okuma
işlevine dair yaşam faaliyetlerinde ciddi kısıtlılıklara, sıkıntılara
sebebiyet verir. Dolayısıyla kişinin tahsil hayatını, iş hayatını
ve özetle tüm yaşamı olumsuz şekilde etkiler.
En sık rastlanan belirtileri, çok kullanılan harfleri birbirinden
ayırdetmede güçlük veya imkansızlık, bir harfin yerine başka bir
harfi algılamak, harfleri ters algılamak, sesleri, onların sembolleri
olan harflere dönüştürerek algılamada ve okumada güçlük veya imkansızlık
olan bu bozukluk, uzmanlar tarafından çok erken yaşlarda anlaşılabilirse
de, genellikle yuvaların hazırlık sınıfları veya ilkokulun birinci
sınıfından önce (yani okuma öğretiminin başlangıcından önce) gözden
kaçar.
Hatta, zeka düzeyi yüksek bir çocuk söz konusu ise ilkokulun ilk
bir kaç sınıfında dahi meslek dışından insanların (öğretmen, anne,
baba gibi) gözüne çarpmayabilir. Genellikle yazma bozukluğu, matematik
bozukluğu, diğer gelişimsel rahatsızlıklar ile birlikte bulunan
bu bozukluğun rastlanma sıklığına dair ülkemizde sıhhatli araştırmalar
yeterince yapılmamakla birlikte, bir fikir verebilmesi açısından
ABD'de yapılan araştırmalarda okul çağı çocukiarının % 4 'ünde yani
her yüz çocuktan dört çocukta saptandığını söyleyebiliriz. Ülkemizde
de tahminen daha az sıklıkta görülmediğini belirtmek yanlış olmaz.
Hastalık, öğrenme bozukluğu gösteren, birinci dereceden akrabalara
sahip çocuklar arasında daha yaygın olup, kızlar ve erkekleri eşit
ölçüde (yarı yarıya) etkilemektedir. Bu bilgilerden de anlaşılacağı
üzere, okuma bozukiuğu adını verdiğimiz bu hastalık, tıpda çok önemli
sayılan bir oranda çocuklarınızda görülmekte, küçük yaşlarda, özellikle
yuva çağında ve ilkokula başlamadan önceki yıllarda ve özellikle
çok yoğun olmadığında veya zeka düzeyi yüksek bir çocuk söz konusu
olduğunda kolaylıkla gözden kaçmaktadır. Gene yukarıda da sözettiğimiz
gibi bu hastalığın tanısı ancak uzmanlar tarafından ve belirli özel
testler ve muayene yöntemleri kullanılarak konabilir. Hastalığın
tedavisi vardır. Doğallıkla ve bütün sağlık sorunlarında olduğu
gibi erken teşhis ve tedavi çok önemli ve yararlıdır.
Sonuç olarak, zeka düzeyi normal ve aldığı eğitim yeterli olduğu
halde okuma işlevinde tam bir başarı gösteremeyen veya beklenen
başarı düzeyinin az da olsa altında olan çocukların vakit geçirilmeksizin
muayene ettirilmesinin büyük önem taşıdığını belirtelim.
|